28 Kasım 2012 Çarşamba

Mersine gitmeye ne gerek var :/)

Bu gün istanbulda hava günlük güneşlik.
Benim kolonide coşmuş. Dururmuyum açtım. Kısa bir kontrol. Yavru durumuna dikkat edin sanki bahar aylarındayız:) bizim usta dünya bir yol gitti arıları Mersine götürdü:( ne gerek varsa:)
Buyrun izleyin. Kendisini defalarca uyardım yav getir arılarını benim balkona :) bak nasıl çıkacaklar bahara:) ama dinlemedi:( bu filmi izlerken eminim Mersinden getirdiği salatalıkları sinirden kemiriyor olacak./:)
 
28-kasım-2012 balkonda kontrol ile mturunc

25 Kasım 2012 Pazar

Arılığımı ve bahçemi özlemişim.

İki haftadır arılığıma gitmemişdim. Bu sabah hava günlük güneşlik ama soğukdu. Evin terasından belde manzarası sabah çayıma eşlik etti.
 
 
Öğlene doğru hava biraz yumuşadı ve arılar uçuşa, polen taşımaya başladılar.

 
Bizimkileride zaten gelir gelmez saldım. İki hafta kapalı kaldılar nerde yeşillik varsa götürdü inekler:)

 
İki haftalık yumurtalar birikmiş.

 
Hıyarın biri de kış günü gurk olmuş:( ama avucunu yaladı kaldırdım baktım altında bir tek yumurta var:) onuda elinden aldım. Bahardan önce gurk olmak yasaktır levhasını da astım:)

 
Yumurtaları itinayla kartona dizdim.

 
Bahçemdeki son cheri domatesler, elimi sürmedim kuşun kurdu hakkı onlar..

 
Tavukların su deposundaki sularını tazeleyip klorladım.

 
Kümesin gezinme yerlerinin altına kum sermiştim. İşe yaradı eşelenip temizleniyorlar.

 
Musluklar kışa girerken darlatılmıştı. Hava ısınınca tüm kolonilerim temizlik uçuşu yaptılar.

 
Bu hafta arı açmadım. Artık açmamakda lazım. Ancak örtüsü asetat olan bir 7-8 çıtalık kolonim var ona yukardan bir baktım.


18 Kasım 2012 Pazar

Propolis ekstraktı yapıp tüketelimmi.

Biz arıcılar kış gelince başlarız sohbete. Şeytan boşa çıkınca hesabı:( Bu yazdıklarımı okuyunca diyeceklerki aman hedef küçültün:) yok kardeşim küçültmeyin bildiğinizi okuyun. Boş durmayın kış günleri propolis ekstraktları hazırlayın. Çoluk çocuk ailece tüketin. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin, ağız içindeki aftlarınızı tedavi edin. Sizinle aynı kafadaki tuzluğu alıp koşan kişilerede anlatın. Hatta bu bilgileri toparlamayı ve daha iyi anlaşılır hale getirmeyide unutmayın. Bizim ülkemizde en iyi bilinen meslekler tıp ve futbol teknik direktörlüğüdür. O nedenle bu populasyona yakışır şekilde davranın.
 
Aşağıda size Ali Türk ün bir boya fabrikasının yakınındaki arılarından alınmış bir fotoğraf sunuyorum. Bakın çıta üzerindeki yeşil fosforlu propolislere....:( Şimdi soruyorum kaçımızın arıları yerleşim yerleri (asfalt yol) ve sanayi bölgelerinin (kimyasallar) dışında. Geçenlerde bir yazı okudum, bilmem kaç sene sonra dünyada her iki kişiden biri kanser olacakmış:( aman tembellik etmeyin mutlaka katkınız olsun. Nasılsa bunun da altından kalkarız, bilmem hangi devlet ülkemize kanser virüsü yollamış der ve face de paylaşırız:)
 
 
Yukardaki uslubumu kaba bulup eleştirenler olacaktır. Çok ciddi söylüyorumki kibar bile oldu. Neden derseniz?
İki ay kadar önce 45 yaşında olan kız kardeşim enfeksioz hepatit oldu. Yaşının ileri olması nedeniyle çok korktuk. Allah korusun karaciğer nakline gidebilirdi. Bu olayın tek bir sebebi vardı oda kardeşimin yediği yada içtiği herhangi bir gıdada hepatit A virüsünün bulaşık olmasıydı. O gıdayı kardeşime sunan kişi, cahilliği sonucu hijyen kurallarına uygun yıkama işlemi uygulamayarak  onun malesef canına kast etmişti. Allah yardım etti de kurtardık.
 
Bu propolis konusunda ise buna benzer etkiler yıllar sonra ortaya çıkacak ve sizlerde yok canııım bizden değildir diyerek rahat uyuyacaksınız.
 
Fıransada yaşayan bir dr kardeşimizde diyorki ben arıların propolis olarak kimyasalları taşıdığını duymadım bu konuda bir yayın varsa görmek isterim. Buyur kardeşim sana yayın...Güle güle kullan.
 
 
 Üç dört aydır gıda üretimi ile uğraşan bir firmada çalışıyorum. Orada hijyen, ilk yardım eğitimi veriyorum. Arada sohbet esnasında diyorumki biz gıdanın işlenip sunulması aşamasındayız. Burda hijyen konusunda çırpınıp duruyoruz. Ama aldığımız ham gıdanın üretildiği tarımsal alan sadece arıcılık cephesinden bakarak gördüğüm kadarıyla bu konularda rezalet durumda:) biz naparsak yapalım bir yerde boşa kürek çekiyoruz:(
 
Şimdi bu yazdıklarımdan sonra hiç çekinmeden propolis ekstraktlarınızı ....................
 

16 Kasım 2012 Cuma

Armut turşusu...:)

 
Bu hafta çarşamba günü Artvin den bir arıcı kardeşimin gönderdiği hediyeleri aldım. Adımı yazmazsan çok sevinirim dedi bende yazmıyorum. Bizim usta gibi pinti değil iki koli dolu dolu göndermiş. Armut turşusunu ilk kez görüyorum tadına bak ekşimişse ye dedi. Henüz daha tatlı bekletecekmişiz biraz daha.
 

 
Kardeş payı yaptım. Zaim abimize pekmez yollamış ona dokunamadık nolur nolmaz:) ama cevizleri bölüşürken onbeş bana, bir ustaya şeklinde adaletli bir taksimat yaptım:) baktım gene fazla gelecek ona dörtte üçünü de geri aldım:) hafta arası veririm artık.
 

 Bu hafta elimde hazır kavanozlanmış balım kalmamıştı isteyenler olunca bir teneke erittim. 40-45 derecede 3 gün beklettim ...
 
 
Ballar kavanoza dolarken tavşan kardeşte yakın takipde:)

 
Veee:) kabın dibinde kalanların yalanma zamanı:)

 
Bu günün balkon görüntüleride bunlar. Makro çekimde sanki kovan girişi uçak pisti:) gibi. Polen gelişide güzeldi.
 

makro çekim kovan girişi ile mturunc

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kışlık balkonumda koloni kontrolü:) ve...:)

Bu hafta benim kıymetlilerimden, has kızlarımdan birini Kışlığa aldım geldim. Malum bundan sonra koloni kontrolü hasretimi bununla gidereceğim:) Mart ayına kadar balkonda idare edeceğiz. Yaptığım kontrolü kaydettim olur ya soğuk bölgelerdeki arkadaşlar bakıp hasret giderirler. Bu ruşeti karamürselli arıcı Adem Yamak kardeşim hediye yollamıştı. İnekler hava soğumaya başlayınca şerbetliğin tel kısmını propolisle kapamaya başlamışlar. İzolasyon işi halledildi. Çerçeve düzenlemesi yapıldı.
 

Akşam üstüde iş yerime Ali abim:) geldi. Hani bir şarkı vardı ya Ankaradan abim geldi:) işte o durumlar..Güneyden bana düşenler aşağıda... gönderen ve getiren sağolsun ama getiren biraz pintilik etmiş de  olsa arıcılığın bu tarafı çok güzel...
 


11 Kasım 2012 Pazar

Bitti......:(

Hatırlarsınız bizimkine gül vermiştim. Kenara atmıştı, suratıda düşmüştü ve gülüde bi daha görmedim.
Bahçedeki güllerde bunu duydular olsa gerekki; bu hafta  ilaç niyetine bir tanesinde çiçek yoktu. Kimseye artık gül mül yok:( Artık bitti...
 
 Bu hafta sabah yazlığa giderken hava 10-12 derecelerdeydi. Kümesin yazlık olan kapısını kışlığa çevirdim. Altta görülen telli çerçeve çıkarıldı.

 
Yerine ısıcam takıldı. Bu şekilde kapalı bölümdeki ısı daha iyi korunacak.

 
Evime şömine yaptırmadım. Çoğu arkadaşımda görüyorum ısınmak amaçlıdan ziyade süs olarak kullanılıyor. Zira ısıtmıyormuş. Benim kuzinem var, onu bu hafta kurdum. Hatta içindeki odunu bile tamam akşam üstü gidecek olursam yakması kolay olsun.

 
Bahçedeki odunlarda havanın güzel olması fırsat bilinip kesildi ve bodruma istif edildi.

 
Hava güneşli olunca bizim inekler polen taşımaya devam ediyorlar. Napacaklarsa:(

 
Bıcılı soğanların bir iki hafta sonra taddına bakacağım:)

 
Neresi karaysa hindiba işte hemde sarı:) bunlar açmış arılara polen kaynağı oluşturuyorlar.

 
Gece sıcaklıkları iyice düşmeye başladı. Muslukları küçülttüm ama yetersiz kalmış olsa gerekki propolisle dahada daraltmışlar.

 
Çuvalların arasına gazete kağıtlarını koydum. İzolasyon açısından faydalı oluyorlar.

 
Tavukların gezinme yerlerine kum takviyesi yaptım eşelensinler. Artık rahatlar çıkıp hava alacakları yerleri var.

 
İki üç hafta gitmesem olur. Yemleri ve suları tamam.
 

7 Kasım 2012 Çarşamba

Dünyadaki en büyük kıtlık

 
 
Dünyada sevilmek istemeyen kisi yok gibidir" diye basliyor Toyotome.
"Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya basliyor..

"Sevgi üç türlüdür!.."


Birincinin adi "Eger" türü sevgi!..


Belli beklentileri karsilarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmis
yazar..
Örnekler veriyor: Eger iyi olursan baban, annen seni sever. Eger
basarili ve önemli kisi olursan, seni severim. Eger es olarak benim
beklentilerimi karsilarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan
sevgi türü budur" diyor. Bir sarta bagli sevgi.. Karsilik bekleyen
sevgi.. "Sevenin, istedigi birseyin saglanmasi karsiligi olarak vaad
edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar..
"Nedeni ve sekli bakimindan bencildir. Amaci sevgi karsiligi birsey
kazanmaktir."
Yazara göre evliliklerin pek çogu "Eger" türü sevgi üzerine kuruldugu
için çabuk yikiliyor.
Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine degil,hayallerindeki
abartilmis romantik görüntüsüne asik oluyor ve beklentilere giriyorlar.
Beklentiler gerçeklesmediginde, düs kirikliklari basliyor. Sevgi giderek
nefrete dönüsüyor.
En saf olmasi gereken anne baba sevgisinde bile "Eger" türüne
rastlaniyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giris
sinavlarini kazanarak babasini mutlu etmek için,çok çalisiyor. Okul
disinda hazirlama kurslarina da gidiyor. Ama basarili olamiyor.
Babasinin yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir
haftaligina Hakone kaplicalarina gidiyor. Eve döndügünde babasi öfkeyle
"Sinavlari kazanamadin. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye
bagiriyor. Delikanli "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi
hissetmediginde Hakone kaplicalarina gittigini anlatmiştin" diyor. Baba
daha çok kizarak, delikanliyi tokatliyor. Çocuk da intihar ediyor.
"Gazeteler intiharin anlik bir sinir krizi sonucu oldugunu söylediler,
yaniliyorlardi" diyor yazar.. "Delikanli babasinin kendisine olan
sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bagli oldugunu anlamisti!.."

Insanlar "Eger" türü sevginin üstünde bir sevgi arayisi içindeler
aslinda.. "Bu sevginin varligini ve nerede aranmasi gerektigini bilmek,
bu genç adamin yaptigi gibi, yasami sürdürmekle,
ondan vazgeçmek arasinda bir tercih yapmakla karsi karsiya
kaldigimizda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. Ilginç degil mi?..

ikinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi..

Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kisi, bir
sey oldugu, birseye sahip oldugu ya da birsey yaptigi için sevilir.
Baska birinin onu sevmesi, sahip oldugu bir nitelige ya da kosula
baglidir."Örnek mi?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin.
(Yakisiklisin!)" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin,
o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven
veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açik arabanla, o kadar
romantik yerlere götürüyorsun ki.."

Yazar, Çünkü türü sevginin, Eger türü sevgiye tercih edilecegini
anlatiyor. Eger türü sevgi, bir beklenti kosuluna bagli oldugundan büyük
ve agir bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip oldugumuz bir nitelik
yüzünden sevilmemiz, hos birseydir, egomuzu oksar. Bu tür, oldugumuz
gibi sevilmektir. Insanlar olduklari gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu
tür sevgi onlara yük getirmedigi için rahatlaticidir. Ama derin
düsünürseniz, bu türün, "Eger" türünden temelde pek farkli olmadigii
görürsünüz. Kaldi ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana.. Insanlar
hep daha çok insan tarafindan sevilmek isterler. Hayranlarina yenilerini
eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri
ortaya çiktigi zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye baslayacagindan korkarlar.
Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkesligi ve rekabet girer.
Ailenin en küçük kizi yeni dogan bebege içerler.
Sinifin en güzel kizi, yeni gelen kiza içerler. Üstü açik BMW'si ile hava atan
delikanli, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadin kocasınin genç ve güzel sekreterine içerler.
"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor,Toyotome..
"Çünkü türü sevgi de, gerçek ve saglam sevgi olamaz" diyor.
Bu tür sevginin güven duygusu vermeyisinin iki ayri nedeni daha var..
Birincisi.. "Acaba bizi seven kisinin düsündügü kisi miyiz?" korkusu..
Tüm insanların iki yani vardir. Biri disa gösterdikleri..
Öteki yalnizca kendilerinin bildigi..
"Insanlar sandiklari kisi olmadigimizi anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan dogar.
Ikincisi de.. "Ya günün birinde degisirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endisesidir.
Japonya'da bir temizleyicide çalisan dünya güzeli kizin yüzü patlayan kazanla parçalanmis.
Yüzü fena halde çirkinlesince, nisanlisi nisani bozup onu terketmis. Daha acisi..
Ayni kentte oturan anne ve babasi, hastaneye ziyarete bile gelmemisler, artik çirkin olan kizlarini..
Sahip oldugu sevgi, sahip oldugu güzellik temeli üstüne bina edilmis oldugundan bir günde yok olmuş.
Güzellik kalmayinca sevgi de kalmamis. Kiz birkaç ay sonra kahrindan ölmüs..
Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çogu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi,
kaliciligi konusunda insani hep kuskuya düsürür" diyor..

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.." Ve iste sevgilerin
en gerçegi!..

"Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandirdigim türdür" diyor yazar.

Bir kosula baglı olmadigi için ve karsiliginda birsey beklenmedigi için
"Eger" türü sevgiden farkli bu.. Sevilen kisinin çekici bir niteligine dayanip, böyle bir

seyin varligini esas olarak almadigi için "Çünkü" türü sevgi de degil.
Bu üçüncü tür sevgide, insan "Birsey oldugu için" degil, "Bir sey olmasina ragmen" sevilir.
Güzellige bakar misiniz?..Ragmen sevgi..Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanin en çirkin,
en korkunç kamburu olmasina "ragmen" sever.
Asil, yakisikli, zengin delikanli da Esmeralda'ya çingene olmasina "ragmen"
tapar!.. "Kisi dünyanin en çirkin, en zavalli, en sefil insani olabilir. Bunlara
'ragmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsilasmasi sarti ile.."
Burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanmasi gerekmiyor.
Kusurlarina, cahilligine, kötü huylarina ya da kötü geçmisine "ragmen" oldugu gibi,
o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok degersiz biri gibi görünebiliyor ama en degerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar "Yüreklerin en çok susadigi sevgi budur" diyor.
"Farkinda olsaniz da, olmasaniz da, bu tür sevgi sizin için yiyecek,
içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basars ya da ünden daha önemlidir."
Bunun böyle oldugundan nasil emin?..
Hakli oldugunu kanitlamak için sizi bir teste davet ediyor..
"Su soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin
size aldırmadıgını ve hiç kimsenin sizi sevmedigini düşünseydiniz, yiyecek,
elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi
kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.."

Devam ediyor Toyotome.. "Şu anda en sevdiginiz kişinin sizi sadece kendi
çıkarı için sevdigini anladıgınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne
çökmezmiydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?." "Diyelim sıradan bir yaşamınız var..
Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacagınızdan
umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "Böyleleri
ya iyice umutsuzluga kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dagıtıp yaşayan ölü haline
geliyorlar."
Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Ragmen" sevgiyi.. "
Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Ragmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da
birgün bu sevgiyi bulacagınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome..
"Bugün yaşadıgımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin
sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.. Anlatıyor..
"Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi
başkasından beklemektedir." Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?..
Yazara göre, açlıgımızı biraz bastıracak kadar..
Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım,
bizi daha müthiş bir sevgi açlıgına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım
sevgiye ne kadar muhtaç oldugumuzu anlatıyor.
Büyük bir hırsla ana yemegin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz..

Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda..

"Dünyadaki en büyük kıtlık, 'ragmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.."
Masumi Toyotome nin "Three kinds of love" adlı eserinden alıntıdır.
Bu uzun yazıyı netyorum.com sayfasından alıp buraya aktardım.
 
Neden buna gerek duydum derseniz bir zamanlar benim ustayı bilim adamlarına karşı olmakla suçlayanlar şimdi gittikleri kongrede adam yerine konulmayıp kürsüye çıkamayınca ustayı geçmişler veryansın ediyorlar. Bu kişilere "çünkü türü sevgi" aramaktan vaz geçmelerini aksi taktirde yaşamları boyunca hep bu durumlara düşebileceklerini söylemek için bu habere gerek duydum. Ben bu sevgiyi bulabilmek için dr kimliğimi bi tarafa atıp "çoban" kalfası olmaya razı olmuş biriyim. Bu son sözlerim sizin için değil çocuklarınıza belki örnek olur diye söylenmiştir.
 
 Bu haberimi barışma çabası olarak yorumlayan kıtlık mağduru sevgi fakirleri olacakdır. Onlara da derimki;  geçenlerde facebook da bir yazı okudum. " dil öfkelenir söyler, kalem sevdalıdır yazar ama gönül küserse; ne söyler nede yazar" diyordu bu yazıda. Bizim ekibin gönlü size küstü o nedenle sanmayın bu sözlerim size, sizi tanımayan fakirleredir.

4 Kasım 2012 Pazar

Bu haftaki haberler başlıksız olsun:)

Adam dediğinde ilk baharda romantizm doruk yapar. Bizde ise son baharda:) alın size gene bir gül, bu defa kendime:)...Adam dedimde; Volkan Konak kendisi için; ben 300 liralık adamım diyor:(  niye derseniz anası kürtajla aldıracakmış onu, gittiği dr 300 lira isteyince; doğururum daha iyi demiş:) pintilikten vazgeçmiş:)işte bizde kaç paralık adamız bilmem ama şu üç kuruşluk gülü kendime verdim nasılsa bize gülüveren yok:)
 
Gelelim işimize; bu pazar sabah erkenden yola çıktım. Bizimkilerin keyfi yerinde gezinti alanları rahatlatmış inekleri. Gün boyu dolaştılar ağaçlardan bile yeşillik yediler.

 
Zeytinlerim olmuş bir ağacı topladım diğeri haftaya kaldı (usta duymasın)

 
Behçemdeki güllerin solanları kesildi.

 
Aşağıda Raşit abimizin (Zaim abinin sitede yönetici) usta aracılığı ile yolladığı "bıcılı soğanlar" görülmekte. Hakikaten bir köten 3-5 tane çıkmış. Birazdaha büyüsünler keserek yiyeceğim yeşilliklerini.


 
İçiniz açılsın.. Kasımın dördünde arı açıp koloni kontrolü yaptım. Stoklar yerli yerinde, koloni kışa hazır.
 


Ben bu arılarla arıcılığı keyif alarak yapıyorum. Saldırgan arılarla maske içinde
cebelleşenlere duyurulur.