13 Şubat 2015 Cuma

Arıcılık, Apiterapi, Bitkilerle hastalık tedavisi.....

    Geçtiğimiz hafta sonu bir arkadaşım aradı eşine kanser teşhisi konduğunu şu anda da tıbbi tedavi görmekte olduğunu söyledi. Geçmiş olsun dedik çok üzüldük tabi ancak arkadaşım seni asıl arı sütü polen bal önerenler oluyor sende arıcılık ile ilgilenen bir tıp dr u olarak bu konuda ne dersin diye aradım dedi. Kendisine doktor olmama rağmen kanser tedavisi konusunda bilgimin uygulama yapmaya yetkin olacak düzeyde olmadığını eşinin tedavisini üstlenmiş olan doktorun bu konuda daha doğru yol gösterebileceğini söyledim. Sakın kulaktan dolma bilgilerle, arıcıyım diyenlerin uydurma bilgilerine güvenerek kullanma dedim. Aklımda bu tarz besleyici özellikli gıdaların özellikle kanser hücrelerini besleme etkisi nedeniyle hastalığı hızlandırabileceği şeklinde bir söylenti de var o nedenle kesinlikle doktoruna danışmadan kullanma diye belirttim.
    Arkadaşım teşekkür etti ve dediki napacaksın işte denize düşen yılana sarılır misali bizde bilmem ne kadar bal içine şu kadar arı sütü ve polen konmuş bir karışımı işte felan liraya getirttik dedi. Arkadaşlar zamanında sakin arıyla çalışılmalı şeklindeki yayınlarımıza ana arı satacaklar ticari kaygıyla bu yazıları yazıyorlar diyenler şimdi yılan kılığında denize girmişler  arı sütü polen apiterapi sohbetleri yapmaktalar. İşte benim bu tanıdıkda bunlardan bir tanesini bulup sarılmış.
    Şimdi aşağıdaki yazımı ve alıntı yapmış olduğum yazıyı lütfen dikkatli okuyun. Okumanız bittiğinde vijdanen rahatsanız söylenecek hiç bir şey yok. Bu dünyada çeşitli yasal açıklardan faydalanıp insanlara zarar verenlere öbür dünyayıda hatırlatmakta fayda var diyorum.
    Bazı arıcılık festivalleri, arıcılıkla ilgili toplantılar gibi arıcıların ve tüketicilerin bulunduğu toplantılarda bana defalarca "apiterapi" hakkında konuşmacı olurmusun denmiştir. Bende her seferinde apiterapi bir tedavi yöntemi değildir bu nedenle Tıp doktoru kimliğimle çıkıp böyle bir konuda zannettiğiniz gibi değilde ancak şöyle konuşurum deyip şu şekilde söze  başlar ve sürdürürüm.
    Bal ve diğer arı ürünleri kıymetli birer gıda maddesidir. Onları tükettiğinizde sadece iyi beslenmiş olursunuz. Bal tüketirseniz enerji alırsınız ve bu önemli gıda madddesinde bulunan pek çok besleyici maddeyi bünyenize aldığınız için organizmanızın çalışması üst düzey verimlilikte olur. Zaten bu durum da; mutlu olmak için gerekli fonksionel gerekliliktir. Psikolojiniz ne kadar iyi olursa olsun aç karnına, halsiz bir vucutla mutlu olamazsınız, diyerek konuşmamı sürdürür ve bitişde kesinlikle insan hastalıklarını tedavi edebilmek için "Tıp" eğitimili kişiler olunması gerektiğini, bunun dışındaki doktor olmayan kişilerin hastalara olsa olsa zarar verebileceğini, ölüme yol açabileceğini söylerim. Zaten tıp doktoru olmayan kişilerin insanlara hastalık teşhisi koymaları ve tedavi etmeleri yasalarla yasaklanmış ve cezalandırılmaları öngörülmüştür.
    Geçmiş dönemlerde bir arkadaşımız içinde bala benzer sıvı olan bir kavanoz getirmişti. Kavanozun etiketinde tam hatırlamıyorum ama petekli bal, arı ve kovan resimlerinden oluşan bir zemin üzerine "balcı amca" gibi bir marka yazısı vardı. Etiketin altında ise küçücük harflerle yazılmış olan içerik kısmında ise "bal aromalı glukoz şurubu" ibaresi  vardı.
    Şimdi yukarda bahsettiğim kavanozdaki gıda maddesini üretip piyasaya veren kişinin dürüstlüğü ile bu günlerde arı sütü, propolis ekstraktı vs. üretip bunları insanlara tavsiye eden arıcıların ticari kaygılarla insanlara evet bu maddeler kanser tedavisinde şöyle etkilidir böyle etkilidir dediklerini balın içine arı sütü koyup insanlara bu tanıtımla sattıklarını ancak yukardaki "bal aromalı glukoz şurubu"  ibaresi örneğiyle birebir tarz olarak örtüşen bir teknikle "doktorunuzun dediğini yapın ve muhakkak önce ilaçlarınızı kullanın bu destekleyici bir yöntemdir" dediklerini de duyuyorum. Bu konuda ne zamandır bir yazı yazma gereği duymama rağmen güzel anlatım için bir yayın desteğide arıyordum ki bu gün böyle bir yazıya denk geldim.

    http://www.e-psikiyatri.com/sarimsak-ilac-midir-ne-ilac-ne-degildir-34456

linkinden alıntı yaptığım yazının önemli kısımlarını kırmızı renkte belirginleştirerek sizlere sunuyorum. Diyorumki aman akıllı olalım "insan denilen canlı varlığın yedek parçası yoktur, arıza halinde tamiri çok zordur aman dikkat edelim" 


Bilinçsiz ilaç kullanımının yanında son yıllarda bitkisel ürünlerin ilaç gibi tüketimi de sorun yaratıyor. Örneğin sarımsak ilaç mıdır, sağlıklı mıdır? Ne ilaç ne ilaç değildir. İşte tüm bu soruların cevapları.

Ülkemizde ilaç tüketimi istatistik bilgilere bakılırsa hayli artmış görünüyor. Ayrıca halkımızın bilinçsiz ilaç kullanımı yanında son yıllarda bitkisel ürünlerin ilaç gibi tüketimi de sorun olarak öne çıkmaya başladı. İşte bu konuları alanın uzmanlarından Üsküdar Üniversite NP İstanbul Hastanesi Farmakoloji uzmanı Sayın Doç. Dr. Esra SAĞLAM cevapladı.
Sağlam bu konuda şu uyarıyı yapıyor. “Bitkilerden elde edilen çeşitli ürünlerin kullanılışıyla ilgili olarak ‘bu ürünler doğal maddeler olduğu için hiç zararlı etkileri yoktur’ gibi bilimsel olmayan bir görüş ileri sürülmektedir. Bu görüş kesinlikle doğru değildir. Bunu en önemli kanıtı, insan ömründeki uzama ve yaşam kalitesindeki artıştır.”
İçinde etken madde taşıyan her ürün ilaç mıdır? Sözgelimi halk arasında söylendiği (sarımsak her derde devadır) gibi sarımsak için ilaç sözünü kullanabilir miyiz?
SAĞLAM:
 İçinde etken madde taşıyan her ürün ilaç değildir. Çünkü bir maddeye ilaç denilebilmesi için daha önce söz etmiş olduğumuz seçicilik, etkinin geçici olması, etkinin doza bağımlı olması gibi özellikleri taşıması gereklidir. Örneğin halk arasında tedavi edici özelliği olduğuna inanılan ve binlerce yıldır bu amaçla kullanılan sarımsağı ele alalım ve sorumuzu soralım, 
SARIMSAK İLAÇ MIDIR?
Sorunun cevabı hayırdır. Çünkü sarımsak vücudumuzdaki fizyolojik sistemleri etkileyebilecek pek çok (200’den fazla) etken madde içeren bir besin maddesidir. Bu etken maddelerden bazılarının tansiyonu dengeleyici, kanı sulandırıcı ya da vücudumuzdaki bakterileri öldürücü etkisi olsa da ilaç olarak kullanılamaz, çünkü yediğiniz bir diş sarımsağın tansiyonunuzu kaç derece düşüreceğini bilemezsiniz.
Örneğin tansiyonu 140/200 mm-Hg olan hasta kaç diş sarımsak yiyecektir ya da tansiyonu 110/180 mm-Hg olan hasta kaç diş sarımsak yiyecektir?  Ayrıca sarımsağın içindeki madde miktarı ve madde çeşidi sarımsağın yetiştiği bölgeye, o bölgenin sarımsağın yetiştiği süre zarfında aldığı yağış miktarına göre değişir, bu durumda hasta Kastamonu Sarımsağı mı yiyecektir, yoksa Tokat Sarımsağı mı yiyecektir, eğer Kastamonu sarımsağı yiyecekse 2008 rekoltesinden mi 3 diş yiyecektir yoksa 2009 rekoltesinden mi 3 diş yiyecektir. 2008 rekoltesinin 3 dişi 2009 rekoltesinde kaç diş sarımsağa denk gelecektir vb gibi sıralayabileceğimiz soruların cevabı yoktur.
Yani yiyeceğimiz sarımsak miktarını bilemeyiz (doz). Bir başka önemli nokta ise, tansiyonumuzu düşürmek amacı ile yediğimiz sarımsağın bakterileri öldürücü özelliğinin de olduğu bilinmektedir. Tansiyonumuzu düşürmek amacı ile yemiş olduğumuz bol miktarda sarımsak mide barsak sistemimizde bulunan ve normal fizyolojik fonksiyonlarımızı devam ettirmemiz için gerekli olan yararlı bakterileri de öldürüp bizi gaz, isal karın ağrısı gibi başka birtakım rahatsızlıklar ile baş başa bırakabilir (seçicilik). YİNE TANSİYONUMUZU DÜŞÜRMEK AMACI İLE YEDİĞİMİZ SARIMSAK KANI SULANDIRICI ETKİSİ İLE HELE HELE HASTA BİR DE KAN SULANDIRICI İLAÇ ALIYORSA KANAMALARA DA NEDEN OLABİLİR.
Bir maddeye ilaç denebilmesi için hangi aşamalardan geçmesi gereklidir?
SAĞLAM:
 Bir maddenin ilaç haline gelebilmesi için en az 10 yıl süren araştırma safhalarını geçmesi gerekir. Bu süre içinde yapılan araştırmalar için milyar dolarlar ile ifade edilen bütçeler harcanır. Çok zor ve pahalı bir iştir.
Biraz da ilaçların içeriğinden, yapımından söz edelim: İlaçların hammaddesi nedir? Belki şöyle sorulabilir: İlaçlar nelerden hangi maddelerden elde edilir? Kimilerinin  inandığı sandığı  gibi ilaçların hepsi kimyasal maddelerden mi üretilmektedir?
SAĞLAM:
 Günümüzde kullanılmakta olan ilaçların çok büyük bir kısmı doğal kaynaklardan elde edilmektedir. Bu doğal kaynaklar; bitkiler (örn. kanser ilaçları), hayvanlar (örn.  hormonlar), mikroorganizmalar (örn. antibiyotikler), madenler, mineraller (örn. demir, kalsiyum) olabilse de çok büyük bir kısmı bitkilerden elde edilir. Doğal kaynaklardan elde edilen ilaçlar bazen yeterince saflaştırılamaz, bu durumda sentez yolu ile kimyasal olarak da elde edilebilirler. Son yıllarda “DNA-rekombinant” teknolojisi adı verdiğimiz yeni bir yöntemle de ilaç elde edilmeye başlanmıştır. Bu ilaçlar genellikle vücudumuzda zaten var olan hormonlar ve bağışıklık sistemine ait olan elemanların eksikliği sonucu meydana gelen hastalıkların tedavisinde kullanılırlar. Bu yöntem vücudumuzda eksik olan maddenin birebir aynısını elde etmek amacı ile kullanılır. Bu ilaçlar, insanoğlunun genetik yapısına uygun olarak bakterilere ürettirilir. Örneğin şeker hastalarında kullanılan insülin hormonu domuzdan elde edildiğinde alerjiye neden olabilmektedir ama “DNA-rekombinant” teknolojisi ile üretildiğinde, insanoğlunun genetik yapısına birebir uygun olduğundan alerjilere neden olmamaktadır.
Doğadaki bütün bitkiler insanoğlu için yararlı mıdır? Bunlar, istenildiği kadar yenilip içilebilir mi?
SAĞLAM:
 Bitkilerin tümü insanoğlu için tabii ki faydalı değildir, bazılarının kullanılması halinde zehirlenmelere ve hatta ölüme yol açar. İnsanoğlu bunu binlerce yıldır deneyimlemiş, bu nedenle bazılarını zehir olarak kullanmıştır. Örneğin bugün bizim ameliyathane şartlarında, ameliyat olan hastaların kaslarını gevşetmek amacı ile kullandığımız “kürar” adlı maddeyi yıllarca savaşlarda oklarının ucuna sürerek düşmanlarını öldürmek amacı ile kullanmışlardır.
Kürar, Amazon bölgesinde yetişen Strychnos ve Chondrodendron grubu bitkilerden elde edilir, yani tamamen doğal ve bitkiseldir.
Her bitkiden ilaç üretilebilir mi?
SAĞLAM
: İshak bin Murad adında bir Türk 1390 yılında ve 1700′lü yılların sonunda Avrupalı bir din adamını söğüt ağacı kabuklarının ateşi düşürmesini gözlemlediğini yazmıştır.  Bu gözlemler aspirinin keşfi ile sonuçlanmıştır.  Bu söğüt ağacı kabuklarının ilaç olduğu anlamına gelmez. Söğüt ağacı kabuklarında bulunan etken maddenin ne olduğu araştırılmış,  bu madde. (asetil salisilik asit). Bilimsel izole edilmiş, yapısı aydınlatılarak ve tamamen sentetik olarak elde edilerek 1890 yılında insanlığın hizmetine ASPİRİN olarak sokulmuştur. Bitkiler ilaç hammaddesi yapımında kullanılabilir, ama ilaç olarak kullanılamazlar. BİZ HASTAYA ATEŞİN VAR AĞRIN VAR, AL SANA SÖĞÜT AĞACI KABUĞU BUNU KAYNAT İÇ YA DA ÇİĞNE YUT DİYEMEYİZ. BUNUN PEK ÇOK SEBEBİ VAR. Örneğin hasta açısından düşündüğümüzde; yaşlı hastalar ya da bebek hastalar bunu nasıl çiğneyecekler, çiğneseler bile çiğnedikleri kabuğun içindeki etken madde miktarı nedir, bu etken madde miktarı bütün ağaç kabuklarında standart mıdır, 100 kg hasta kaç gr kabuk çiğnemeli,10kg hasta kaç gr kabuk çiğnemeli?  Böbrek yada karaciğer bozukluğu olan hastalar  bu ağaç kabuğunu çiğnediğinde organlarına zarar verir  mi?….. gibi soruların cevabı yoktur. Söğüt ağacı kabuğu açısından olaya baktığımızda ise söğüt ağacı kabuğunda sadece asetil salisilik asit yoktur, bunun yanında pek çok etken madde daha vardır ve bunların birçoğu vücuda zararlı olabilir. Fazladan, gereksiz alınan diğer maddeler zehirlenmelere yol açabilir.
Yukarıda verdiğiniz örnekte olduğu gibi bazı bitkiler hem ilaç hem de zehir olarak kullanılabildiğine göre bu ayırım nasıl yapılacak?
SAĞLAM:
 Modern Tıp ve eczacılık tekniklerinin uygulanması ile bu bitkilere yukarıda saymış olduğum, ilaç olma özellikleri (seçicilik, etkinin geçici olması ve etkinin doza bağımlı olması ) kazandırıldığı zaman ilaç denilebilir, ya da tedavi etme özelliği kazanır. Örneğin güzelavratotu patlıcangillerden bir bitkidir. İçinde bizim tıpta ATROPİN adını verdiğimiz hava yollarını kasan, kalbi yavaşlatan bir madde vardır. Çarpıntısı olan bir hasta gidip aktardan güzelavratotu alıp kullandığında kalbi yavaşlar mı? Evet yavaşlar ama dozu iyi ayarlanmaz ise kalp o kadar yavaşlar ki durur, ayrıca hava yolları da kasılacağında nefes almada zorluk çeker, hele hele astımı olan bir hasta ise tamamen tıkanıp ölebilir. Bu örneği değerlendirecek olursak, adı geçen bitkinin (atropa bellodona) bitkisine ilaç olma özellikleri kazandırıldığı ve ehil ellerde kullanıldığı zaman ilaçtır, ama bitki ekstresi halinde, cahil ellerde kaldığında ise zehirdir.
Son yıllarda ülkemizde hastalıkların bitkiler ile, bitkilerden elde edilen ürünlerle  tedavi edilmesi yolunda  bir eğilim ortaya çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu eğilimin en önemli nedeni, ülkemizde son zamanlarda gerek yazılı ve gerekse görsel basında bitkilerden elde edilen çeşitli ürünlerin (çekirdek, ekstre vb.) çok çeşitli hastalıklar için önerildiği ve aktarların, neredeyse, doktorların yerini aldıkları görülmektedir. Bitkilerden elde edilen çeşitli ürünlerin kullanılışıyla ilgili olarak “bu ürünler doğal maddeler olduğu için hiç zararlı etkileri yoktur” gibi bilimsel olmayan bir görüş ileri sürülmektedir. Bu görüş kesinlikle doğru değildir. Bunu en önemli kanıtı, insan ömründeki uzama ve yaşam kalitesindeki artıştır. Avrupa’da bile 1920’li, 1930’lu yıllarda ortalama yaş 40 bile değilken, bugün 80’lere varmıştır. Sosyal seviyesi çok daha düşük olan ülkemizde bile ortalama yaş 70’i aşmıştır. Çevresel faktörler bu kadar kötüye gittiğine göre, insan ömrünün bu kadar uzamasının sebebi modern tıptır. Modern tıbbın ürettiği ilaçlardır. İlaçlar çok zararlı, bitkiler ise bu kadar faydalı olsalardı, çevresel faktörlerdeki kötüye gidiş de göz önüne alındığında, insan ömrünün hızla azalıyor olması gerekirdi.
Bitkileri ilaç yerine kullanmaktaki artan bu eğilimin önemli bir nedeni de kolay ulaşılabilir ve ucuz olmasıdır. Çünkü herhangi bir hastalığı nedeni ile hastaneye başvuran hasta, bu süreçte pek çok vakit ve para harcamak zorunda kalacak iken, televizyonda gördüğü ve ona önerilen bitkinin suyunu içmek çok daha kolay gelmektedir.
Bir diğer neden ise cehalettir. Bilimsel bilgi ve teknolojiyi üretmek bir yana, toplumun çok büyük kesiminin bilimsel bilgiyi kullanmada yeterli olmadığı göz önüne alınırsa, tedavideki etkililiği ve güvenliliği konusunda hiçbir somut kanıt bulunmayan bitkisel ürünlerin toplumda kullanılmasının yaygınlaşmasına şaşırmamak gerekir
Bitkisel ürünlerle tedavilerin hastaya ne gibi zararları vardır? Dietary supplement” başlığı altında eczanelerin dışında çeşitli marketlerde ve satış mağazalarında satılan, bazıları bitkisel olabilen gıda katkı maddelerinin bir kısmının ciddi yan etkiler yaptığı, hatta ölümlere neden olduğu bildirilmiştir. Yine son zamanlarda zayıflama çaylarıyla ilgili ortaya çıkan istenmeyen etkilerden bahsedilmektedir. Ülkemizde bu konuda veri olmamasına karşın, sağlık kayıtlarının düzenli olduğu ülkelerde, bu konuda bildirimler bulunmaktadır.
Bu nedenle, bu ürünler için kullanılan “çok faydası olmasa dahi, en azından zararı olmaz” değerlendirmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını vurgulamak gerekir.

Bitkilerden ilaç hammaddesi elde etmeden, bitkisel ilaç haline getirilmeden, etkililiği, güvenliliği, kalitesi ve standardizasyonuyla ilgili hiçbir çalışma yapmadan bitkilerin, bitkisel ürünlerin ilaç yerine kullanılması toplumumuzda çok önemli sorunlar yaratmaktadır.

İşte böyle herkese sağlıklı, vijdanlı ve dürüst günler diliyorum.

6 yorum:

Ali Türk dedi ki...

Muhteşem abi bu nasıl yazı beya...
Oku oku bitmiyor, korkma kimseyi tedavi etmeye kalkmam :))
Yanlız hala kafama takılır, bizi oralarda ben çocukken hastalara kurşun dökerlerdi, hastada hemen iyileşirdi, bu süt,polen işide onun gibi, özel karışım felan hasta iyi oluyordur :))

Allah ne virirse hayırlısını virsin dirim hep, hemde cümlemize...

Çaresi kalmak çok zor...
Sağlıcakla kal.

muhteşem turunç dedi ki...

Sevgili ustam hay ağzına sağlık:)) işte bu iş kurşun dökme kadar etkili:))sağlıcakla kal.

MİNİK ARICI dedi ki...

Sayın Muhteşem Abim
Selamün aleyküm
Çok faydalı, akılda kalıcı herkesin rahat anlayabileceği pratik bir derleme yapmışsınız. Elinize sağlık.

Size danışanların durumu bizimde başımızda. Tek söylediğimiz şey; kesinlikle tedavini olacaksın verdiğim karakovan balını da iyi beslenmek için kafana göre yiyeceksin. (Bazen yiyemiyor.)
Rabbim (celle celalühu) hastalarımıza hayırlı şifalar versin.
Ayrıca emeğiniz için çok teşekkür ederim.
Selam, saygı ve muhabbetle...

MERHABA dedi ki...

Arıcılık bloğunda bu kadar envai çeşit bilgilenin bir arada olması ayrı bir zenginlik olmuş. teşekkürler

muhteşem turunç dedi ki...

Hocam sizin hastanızada geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Sağlıcakla kalın.

Sayın merhaba rumuzuyla yazan arkadaş profilinize ulaşamadığım için isminizle hitap edemedim güzel sözleriniz için sizede teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalın.

Aricilik Videolari dedi ki...

Bizlerde Ana arı üretimi yapıyoruz. Sizin gibi bu şekilde arıcılık adına güzel bilgiler ve dökümanlar paylaşmanız gerçekten güzel bir emek teşekkürler.